Vahiy | İncilanaliz
Vahiy
Vahiy
Bu peygamberliğin sözlerini okuyan kişiye ve dinleyip onda yazılmış olan şeylere bağlı kalanlara ne mutlu! Çünkü vakit yakındır.

Bölüm:   2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22

VAHİY 1

1İsa Mesih’in vahyidir. Tanrı bunu, ansızın gerçekleşmeleri gerekenleri kullarına göstermek için O’na verdi. İsa Mesih bunu, meleği aracılığıyla gönderip kulu Yuhanna’ya işaretlerle iletti. 2Yuhanna, Tanrı’nın sözüne ve İsa Mesih’in tanıklığına – yani, gördüğü her şeye- tanıklık etti. 3Bu peygamberliğin sözlerini okuyan kişiye ve dinleyip onda yazılmış olan şeylere bağlı kalanlara ne mutlu! Çünkü vakit yakındır. 4-6Yuhanna, Asya’daki yedi kiliseye: Var olan, var olmuş olan ve gelecek olan Tanrı’dan, O’nun tahtının önündeki yedi Ruh’tan ve sadık tanık, ölüler arasından ilk doğan ve dünyanın krallarının hükümdarı olan İsa Mesih’ten size lütuf ve esenlik olsun. Yücelik ve Kudret; bizi sevene, kanıyla bizi günahlarımızdan yıkamış olana – bizi bir krallık, Tanrısı ve Babası’na kahinler de yaptı – [yücelik ve kudret] sonsuzca O’na aittir. Amin! 7“İşte bulutlarla gelir. Her göz – O’nun bedenini delmiş olanlar da – O’nu görecek. Ülkenin tüm oymaklarıa O’nun için dövünecekler.” Evet, amin! 8Var olan, var olmuş olan ve gelecek olan, tüm kudrete sahip olan Rab Tanrı, “Alfa ve Omega Ben’im.” diyor. 9Mesih İsa’da olan sıkıntıda, krallıkta ve sabırda paydaşınız ve kardeşiniz olan ben Yuhanna, Tanrı’nın sözünden ve İsa Mesih’in tanıklığından dolayı Patmos olarak bilinen adada bulundum. 10-11Rab’bin gününde Ruh’ta oldum. Arkamda, “Gördüğünü kitaba yazıp yedi kiliseye – Efes’e, İzmir’e, Bergama’ya, Tiyatira’ya, Sart’a, Filadelfya’ya ve Laodikya’ya – gönder.” diyen, borazana benzer büyük bir ses işittim. 12Benimle konuşan sesi görmek için o tarafa döndüm. Döndüğüm zaman, yedi altın kandillik gördüm. 13Bu yedi kandilliğin arasında İnsanoğlu’na benzer biri vardı. Ayağına kadar uzanan bir giysi giymiş ve göğsü altın bir kuşakla sarınmıştı. 14Başı ve saçları beyazdı; beyaz yapağı gibi, kar gibiydi. Gözleri ateşin alevi gibiydi. 15Ayakları tav fırınında ateşlenmiş gibi parlak tunca benziyordu. Sesi çağlayan suların sesi gibiydi. 16Sağ elinde yedi yıldız vardı, iki ağızlı keskin bir kılıç ağzından uzanıyordu ve yüzü var gücüyle parlayan güneş gibiydi. 17Onu gördüğüm zaman ölü gibi ayaklarının önüne düştüm. O, sağ elini üzerime koyup “Korkma! İlk Olan ve Son Olan, 18yaşamakta Olan Ben’im; ölüydüm ve işte sonsuzca yaşamaktayım. Amin. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları Ben’dedir. 19Bunun için gördüklerini, olmakta olanları ve bunlardan sonra olmak üzere olanları yaz. 20Sağ elimin üzerinde gördüğün yedi yıldızın ve yedi kandilliğin gizi şudur: yedi yıldız, yedi kilisenin melekleridir ve yedi kandillik, yedi kilisedir.” dedi.

a“Ülkenin tüm oymakları” veya “Dünyanın tüm kavimleri” olarak çevrilebilir.

Bölüm 1: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 2

1Efes’teki kilisenin meleğine yaz: sağ elinde yedi yıldızı tutan, yedi altın kandillik arasında yürüyen, şunları söylüyor: 2İşlerini, emeğini, sabrını ve kötülere katlanamadığını biliyorum. Ve kendilerinin elçi olduklarını (ki değiller) söyleyenleri sınayıp onları yalancı buldun. 3Dayanma gücün var ve bitkin düşmeden ismim uğruna [zorluklara] katlandın. 4Fakat sana karşı olduğum bir şey var ki : ilk baştaki sevgini bıraktın. 5Bunun için nereden düşmüş olduğunu anımsa ve tövbe edip ilk yaptığın işleri yap. Eğer tövbe etmezsen, ansızın sana gelirim ve kandilliğini yerinden kaldırırım. 6Ancak sende iyi bulduğum şu var ki: Nikolailerin işlerinden nefret ediyorsun. Bu işlerden ben de nefret ediyorum. 7Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelene Tanrım’ın cennetinde olan Yaşam Ağacı’ndan yeme [hakkını] vereceğim.

8Ve İzmir’deki kilisenin meleğine yaz: İlk ve Son Olan – ölmüş ve dirilmiş Olan – şunları söylüyor: 9İşlerini, sıkıntını, fakirliğini (halbuki sen zenginsin!) ve kendilerinin Yahudi olduklarını söylerken Yahudi değil, aksine Şeytan’ın havrası olanların kötü sözlerini biliyorum. 10Çekmek üzere olduğun acılardan hiç korkma! İyi bak; denenmeniz için İblis sizden bazılarını hapse atmak üzeredir. On gün sıkıntınız olacak. Ölüm pahasına sadık kal ve yaşam tacını sana vereceğim. 11Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelen, ikinci ölümden zarar görmeyecektir.

12Ve Bergama’daki kilisenin meleğine yaz: iki ağızlı keskin kılıca sahip Olan, şunları söylüyor: 13İşlerini ve nerede oturduğunu – Şeytan’ın tahtının olduğu yerde – biliyorum. Adımı sıkı tutuyorsun ve yanınızda – Şeytan’ın oturduğu yerde – öldürülen sadık tanığım Antipas’ın günlerinde dahi benim adıma olan imanı inkar etmedin. 14Fakat benim sana karşı olduğum birkaç şey var ki; orada aranızda Balam’ın öğretisini tutanlar var. Balam Balak’a, İsrail oğullarının önüne tuzak kurmayı – hem putlara sunulmuş olan etleri yemeyi hem de cinsel ahlaksızlık yapmayı – öğretti. 15Aynı surette, aranızda Nikolailerin öğretisini benzer şekilde tutanlar da var. 16Bu yüzden tövbe et! Yoksa ansızın sana gelirim ve ağzımın kılıcıyla onlarla savaşırım. 17Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelene, gizlenmiş mandan vereceğim. Ve ona beyaz bir taş vereceğim. Bu taş üzerinde, taşı alan kişiden başka hiç kimsenin bilmediği yeni bir ad yazılmıştır.

18Ve Tiyatira’daki kilisenin meleğine yaz: Tanrı’nın Oğlu, gözleri ateşin alevi gibi ve ayakları parlak tunca benzer Olan, şunları söylüyor: 19İşlerini, sevgini, imanını, hizmetini, sabrını ve son işlerinin ilk işlerinden daha fazla olduğunu biliyorum. 20Fakat, benim sana karşı olduğum bir şey var ki; karına, İzebel’e müsaade ediyorsun. Kendisini peygamber olarak tanıtıyor. Ve benim kullarımı, cinsel ahlaksızlık işlemeyi ve putlara sunulmuş etleri yemeyi öğreterek saptırıyor. 21Tövbe etmesi için ona zaman verdim ancak o ahlaksızlığından tövbe etmek istemiyor. 22Öyle ki, onu bir yatağa koyacağım ve onunla zina edenleri – eğer onunla alakalı yaptıklarından tövbe etmezlerse – büyük sıkıntıya düşüreceğim. 23Ve onun çocuklarını ölümle helak edeceğim. Gönülleri ve yürekleri inceleyenin Ben olduğumu tüm kiliseler bilecekler. Size, her birinize, işlerinize göre [karşılık] vereceğim. 24Ancak Tiyatira’daki diğerlerine, bu öğretiye sahip olmayan, Şeytan’ın sözde derin şeylerini bilmemiş olan kimler varsa, sizlere söylüyorum, “Sizin üzerinize başka yük koymuyorum. 25Yine de Ben gelinceye dek sahip olduğunuzu sıkı tutun. 26-28Aynı şekilde Ben de Babam’dan aldığım gibi, galip gelene ve sona kadar işlerimi yerine getirene uluslar üzerinde yetki vereceğim. ‘Demir çomakla onları güdecek; çömlek kırar gibi onları kıracak.’ Ve Sabah Yıldızı’nı ona vereceğim.” 29Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.

Bölüm 2: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 3

1Ve Sart’taki kilisenin meleğine yaz: Tanrı’nın yedi ruhuna ve yedi yıldıza sahip Olan şunları söylüyor: İşlerini biliyorum, şöyle ki “yaşayan” diye ismin varken ölüsün. 2Tetikte ol. Bırakmak üzere olduğun ruhsal kalıntıları koru. Çünkü Tanrım’ın önünde işlerini tamamlanmış bulmadım. 3Bunun için, nasıl aldığını ve duyduğunu hatırla, bunları koru ve tövbe et. Nitekim tetikte olmazsan hırsız gibi üzerine geleceğim ve hangi saatte üzerine geleceğimi hiç bilmeyeceksin. 4Ancak Sart’ta, aranızda az sayıda isim var ki, giysilerini kirletmemiştir. Benimle birlikte beyaz giysiler içinde yürüyecekler çünkü layıktırlar. 5Galip gelenin kendisi beyaz giysilerle giyinecek; ismini Yaşam Kitabı’ndan asla silmeyeceğim. İsmini Babam’ın önünde ve O’nun meleklerinin önünde ikrar edeceğim. 6Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.

7Ve Filadelfya’daki kilisenin meleğine yaz: Kutsal Olan, güvenilir Olan, Davut’un anahtarına sahip Olan, kapı Açan ve kendisinden başka hiç kimsenin o kapıyı ne kapatacağı ne de açacağı Kişi şunları söylüyor: 8İşlerini biliyorum. İşte, biraz gücün olduğu için, sözümü yerine getirdiğin için ve adımı inkar etmediğin için, açılmış, hiç kimsenin kapatamayacağı bir kapıyı senin önüne verdim. 9İşte Şeytan’ın havrasından olanları, yani Yahudi değilken yalan konuşup kendilerinin Yahudi olduklarını söyleyenleri [sana] veriyorum. Bunu anla: onları gelip ayaklarının önünde eğilir ve seni sevdiğimi bilir kılacağım. 10Sabrım hakkındaki sözü tuttuğun için ben de seni, dünyada yaşayanları sınamak için tüm yeryüzü üzerine gelmek üzere olan sınama saatinden esirgeyeceğim. 11Ansızın geliyorum. Kimse tacını almasın diye sahip olduğunu sıkı tut. 12Galip geleni Tanrım’ın tapınağında bir sütun yapacağım ve böylece dışarıya hiç çıkmayacak. Tanrım’ın adını, Tanrım’ın kentinin adını, yani gökten inen yeni Yeruşalim’in adını ve benim yeni adımı onun üzerine yazacağım. 13Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.

14Ve Laodikya’daki kilisenin meleğine yaz: kendisi “Amin” olan, sadık ve hakiki Tanık olan, Tanrı’nın yaratılışının kaynağı olan şunları söylüyor: 15İşlerini biliyorum: soğuk değilsin, sıcak da değilsin. Keşke ya soğuk ya da sıcak olsaydın. 16Madem ki ne sıcak ne de soğuksun, ılıksın, seni ağzımdan kusmak üzereyim. 17 “Zenginim, varsıllaştım ve hiçbir şeye ihtiyacım yok” derken sefil, acınacak hâlde, yoksun, kör ve çıplak olan kişinin kendin olduğunu bilmiyorsun. 18Bu yüzden benden, varsıllaşasın diye ateşte arıtılmış altın, giyinip çıplaklığının utancı gözükmesin diye beyaz giysiler ve göresin diye gözlerine sürmek üzere merhem satın almanı salık veriyorum. 19Sevdiklerimi ben azarlarım ve terbiye ederim. Bunun için azimli olup tövbe et. 20İşte, kapıda duruyorum ve çalıyorum. Biri sesimi duyar ve kapıyı açarsa, hem girip onun yanına geleceğim hem de Ben onunla o da Benimle yemek yiyeceğiz. 21Benim de galip gelip Babam’la beraber O’nun tahtına oturduğum gibi, galip gelene benimle beraber tahtıma oturma [hakkını] vereceğim. 22Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.

Bölüm 3: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 4

1Bunlardan sonra gördüm: ve işte, gökte açılmış bir kapı vardı. İşittiğim, benimle konuşan, bir borazan sesine benzeyen ilk ses “Buraya çık! Bunlardan sonra gerçekleşmeleri gerekenleri sana göstereceğim.” diyordu. 2Hemen Ruh’ta oldum ve işte, gökte bir taht duruyordu ve tahtın üzerinde bir Oturan vardı. 3Görünüşü yeşim ve kırmızı akik taşına benzerdi. Tahtın etrafında zümrüt taşına benzeyen bir gökkuşağı vardı. 4Tahtın etrafını yirmi dört taht çevrelemişti. Bu tahtlar üzerinde oturmakta olan, beyaz giysilerle giyinmiş ve başlarında altın taçlar bulunan yirmi dört ihtiyar [gördüm]. 5Tahttan şimşekler, sesler ve gök gürlemeleri çıkıyordu. Tanrı’nın yedi Ruh’u olan yedi lamba, tahtının önünde ateşle yanıyordu. 6Tahtın önünde billura benzer, cam gibi bir deniz vardı.Tahta çok yakın bir şekilde, tahtın etrafında bulunan, önden ve arkadan gözlerle dolu olan dört canlı varlık vardı. 7Birinci canlı varlık bir aslana benzer, ikinci canlı varlık bir danaya benzerdi. Üçüncü canlı varlıkta insan yüzü vardı ve dördüncüsü uçan kartala benzerdi. 8Dört canlı varlığın her biri altışar kanatla çepeçevre sarılıydı. Kanatlarının altları gözlerle doluydu. Gündüz ve gece dinlenmeden şöyle söylemektedirler:

“Kutsal, kutsal, kutsal,
kutsal, kutsal, kutsal,
kutsal, kutsal, kutsal,
Rab Tanrı, tüm kudrete sahip Olan,
Var Olmuş, var Olan ve gelecek Olan!”

9Canlı varlıklar sonsuzca Yaşayan, taht üzerinde Oturan’a yücelik ve onur verip şükrettikçe, 10-11yirmi dört ihtiyar taht üzerinde Oturan’ın önünde yere kapanıp sonsuzca Yaşayan’a tapınırlar. “Rab ve Tanrımız, kutsal Olan, yüceliği, onuru ve kuvveti almaya layıksın çünkü Sen her şeyi yarattın ve Senin isteğin üzere her şey var oldu ve yaratıldı.” diyerek taçlarını tahtın önüne atarlar.

Bölüm 4: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 5

1Tahtın üzerinde oturanın sağ elinde yedi mühürle mühürlenmiş, içi ve arkası yazılı bir tomar gördüm. 2“Tomarı açmaya ve mühürlerini kırmaya kim layıktır?” diye yüksek sesle ilan eden güçlü bir melek de gördüm. 3Ne yukarıda gökte ne yeryüzünde ne de yer altında bu tomarı açabilecek veya içine bakabilecek kimse yoktu. 4Ben çok ağlıyordum çünkü ne tomarı açmaya ne de ona bakmaya kimse layık bulunmadı. 5İhtiyarlardan biri bana, “Ağlama! İşte, Yahuda oymağından olan Aslan, Davut’un Kökü tomarı ve yedi mührünü açmaya galip geldi.” dedi. 6Hem tahtın ve dört canlı varlığın hem de ihtiyarların arasında, kesilmiş kurban gibi duran bir Kuzu gördüm. Yedi boynuzu ve yedi gözü vardı; bunlar bütün dünyaya gönderilen Tanrı’nın yedi Ruhu’dur. 7Kuzu gelip tahtın üzerinde oturanın sağ elinden tomarı aldı. 8Tomarı aldığı zaman, dört canlı varlık ve yirmi dört ihtiyar Kuzunun önünde yere kapandılar. İhtiyarların her birinin liri ve içinde kutsalların duaları olan buhurlarla dolu altın tasları vardı.9Yeni bir ilahi söylüyorlardı: “Tomarı almaya ve mühürlerini açmaya layıksın çünkü kurban olarak kesildin ve kanınla bizi her oymak, dil, halk ve milletten Tanrı’ya satın aldın. 10Onları Tanrımız’a krallar, kâhinler yaptın ve onlar yeryüzünde krallık sürecekler.” 11Ve gördüm; tahtın, canlı varlıkların ve ihtiyarların etrafında birçok meleğin sesine benzer bir ses duydum. Sayıları onbinlerce onbinler, binlerce binlerdi. 12Yüksek sesle, “Kesilmiş olan Kuzu kuvveti, serveti, bilgeliği, gücü, onuru, yüceliği ve bereketi almaya layıktır” diyorlardı.13Gökte, yer üzerinde, yer altında, deniz üzerinde ve bunların içerisindeki tüm yaratıkların hepsinin “Övgü, onur, yücelik ve kudret sonsuza dek tahtın üzerinde Oturan’a ve Kuzu’ya aittir. Âmin!” dediklerini duydum. 14Dört canlı varlığın da “Âmin” dediklerini duydum. İhtiyarlar yere kapanıp tapındılar.

Bölüm 5: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 6

1Kuzu’nun yedi mühürden birini açtığını gördüm ve dört canlı varlıktan birinin gök gürlemesine benzer bir sesle, “Gel ve gör!” dediğini işittim. 2Ve işte, beyaz bir at. At üzerinde oturanın bir yayı vardı. Biniciye bir taç verildi. Yenerek çıktı ve yenmek amacıyla gitti. 3Kuzu ikinci mührü açtığı zaman, ikinci canlı varlığın “Gel!” dediğini işittim. 4Kırmızı olan başka bir at ortaya çıktı. İnsanlar birbirlerini katletsinler diye, dünyadan barışı kaldırma yetkisi at üzerinde oturana verildi. Ona büyük bir kılıç da verildi. 5Kuzu üçüncü mührü açtığı zaman, üçüncü canlı varlığın “Gel ve gör!” dediğini işittim. Ve işte, siyah bir at gördüm. At üzerinde oturanın elinde bir terazi vardı. 6Dört canlı varlığın ortasında “Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara. Zeytinyağına ve şaraba zarar verme!” diyen bir ses işittim. 7Kuzu dördüncü mührü açtığı zaman, dördüncü canlı varlığın “Gel ve gör!” dediğini işittim. 8Ve işte, soluk renkli bir at gördüm. Atın üzerinde oturanın ismi “Ölümdü”, “Ölüler Diyarı” onu izliyordu. Kılıçla, kıtlıkla, ölümle ve yabanıl hayvanlar aracılığıyla [insanları] öldürmek için dünyanın dörtte biri üzerindeki yetki ona verildi. 9Kuzu beşinci mührü açtığı zaman, sunağın altında, Tanrı’nın sözü ve beyan ettikleri Kuzu’nun tanıklığı uğruna katledilmiş olanların canlarını gördüm. 10Yüksek sesle “Kutsal ve hakiki olan Efendi, ne zamana dek yargılamazsın ve dünya üzerinde oturanlardan kanımızın öcünü almazsın?” diye feryat ettiler. 11Onlara beyaz bir kaftan verildi. Onların bir müddet daha, kendileriyle beraber kulluk edenler, kardeşleri ve kendileri gibi öldürülmek üzere olanlar [hizmetlerini] tamamlayana kadar dinlenmeleri istendi. 12Kuzu altıncı mührü açtığı zaman büyük bir deprem olduğunu gördüm. Güneş, keçi kılından yapılmış çul gibi siyah oldu. Ay’ın tamamı kan gibi oldu. 13Bir incir ağacının, büyük bir rüzgarla sarsıldığında yaz meyvelerini döktüğü gibi, göğün yıldızları yere düştü. 14Gök tomar gibi dürülerek koptu. Her dağ ve ada yerinden kaldırıldı. 15Dünyanın kralları, ileri gelenleri, binbaşıları, zenginleri, güçlü olanları ve köle ya da özgür olan herkes mağaralara ve dağların kayalarına saklandılar. 16Dağlara ve kayalara, “Üzerimize düşün! Taht üzerinde Oturan’ın çehresinden ve Kuzu’nun gazabından bizi saklayın!” diyorlardı. 17“Çünkü O’nun gazabının büyük günü geldi. Kim buna dayanabilir?”

Bölüm 6: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 7

1Bundan sonra dünyanın dört köşesinde duran dört melek gördüm. Ne kara ne deniz ne de hiçbir ağaç üzerine esmesin diye, dünyanın dört rüzgarını tutuyorlardı. 2-3Gün doğusundan yükselen, yaşayan Tanrı’nın mührünü taşıyan başka bir melek gördüm. Karaya ve denize zarar vermek için [yetki] verilmiş olan dört meleğe, “Tanrımız’ın kullarının alınlarını mühürlediğimiz zamana dek ne karaya ne denize ne de ağaçlara zarar vermeyin!” diye yüksek sesle bağırdı. 4Mühürlenmiş olanların sayısını duydum. İsrailoğulları’nın her oymağından mühürlenmiş olanlar yüz kırk dört bin [kişiydi].
5Yahuda oymağından, mühürlenen on iki bin kişi vardı.
Ruben oymağından, on iki bin,
Gad oymağından, on iki bin,
6Aşer oymağından, on iki bin,
Naftali oymağından, on iki bin,
Manaşşe oymağından, on iki bin,
7Şimon oymağından, on iki bin,
Levi oymağından, on iki bin,
İssakar oymağından, on iki bin,
8Zevulun oymağından, on iki bin,
Yusuf oymağından, on iki bin,
Benyamin oymağından, on iki bin mühürlenen kişi vardı.
9Bunlardan sonra gördüm ki, her ulustan; kavimlerden, halklardan ve dillerden, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık vardı. Beyaz kaftanlarla giyinmiş ve ellerinde hurma dalları olan bu kalabalıktakiler, tahtın önünde ve Kuzu’nun önünde duruyorlardı. 10Yüksek sesle, “Kurtarış, taht üzerinde oturan Tanrımız’a ve Kuzu’ya aittir!” diye bağırıyorlardı. 11-12Bütün melekler tahtın, ihtiyarların ve dört canlı varlığın etrafında duruyorlardı. O’nun tahtının önünde yüzüstü yere kapanıp “Âmin! Övgü, yücelik, bilgelik, şükran, onur, kuvvet ve güç sonsuza dek Tanrımız’a aittir. Âmin!” diyerek Tanrı’ya tapındılar. 13İhtiyarlardan biri bana, “Beyaz kaftanla giyinmiş olan bu kişiler kimlerdir? Ve nereden geldiler?” diye sordu. 14O’na, “Efendim, sen biliyorsun.” dedim. O da bana şöyle dedi: “Bunlar, büyük sıkıntıdan çıkanlardır. Kaftanlarını Kuzu’nun kanında yıkayıp beyaz ettiler. 15Bundan dolayı Tanrı’nın tahtının önündedirler. Gündüz ve gece tapınağında O’na hizmet ediyorlar. Taht üzerinde Oturan, meskenini onların üzerine kuracak. 16Artık ne acıkacaklar ne de susayacaklar. Ne güneş ne de kavurucu sıcak asla onları çarpmayacak. 17Çünkü tahtın ortasında olan Kuzu onları güder ve yaşam sularının pınarlarına doğru onlara yol gösterir. Tanrı her gözyaşını onların gözlerinden silecek.”

Bölüm 7: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 8

1Kuzu yedinci mührü açtığı zaman, gökte yaklaşık yarım saat kadar sessizlik oldu. 2Ve Tanrı’nın önünde durmakta olan yedi meleği gördüm. Onlara yedi borazan verildi. 3Altın buhurdanlığı olan başka bir melek gelip sunakta durdu. Tahtın önündeki altın sunak üzerinde bütün kutsalların dualarına katıp sunması için meleğe çok miktarda buhur verildi. 4Tanrı’nın önünde, kutsalların dualarıyla buhurun dumanı meleğin elinden yükseldi. 5Melek buhurdanlığı aldı, sunağın ateşiyle onu doldurdu ve yeryüzüne attı. Gök gürlemeleri ve sesler duyuldu, şimşekler çaktı ve bir deprem oldu. 6Yedi borazanı olan yedi melek borazan çalmaya kendilerini hazırladı. 7Birincisi borazanını çaldı. Kanla karışık dolu ve ateş oluştu, yeryüzüne atıldı. Yeryüzünün üçte biri yakıldı, ağaçların üçte biri yakıldı ve bütün yeşil otlar yakıldı. 8İkinci melek borazanını çaldı. Yanan büyük bir dağa benzeyen bir nesne denize atıldı ve denizin üçte biri kan oldu. 9Denizdeki canlı varlıkların üçte biri öldü. Gemilerin üçte biri tahrip edildi. 10Üçüncü melek borazanını çaldı. Gökten lamba gibi yanan büyük bir yıldız nehirlerin üçte biri üzerine ve su pınarlarının üzerine düştü. 11Bu yıldızın adına “pelin” denir. Suların üçte biri peline dönüştü ve acılaşan bu sulardan ötürü pek çok insan öldü. 12Dördüncü melek borazanını çaldı. Güneşin üçte biri, ayın üçte biri ve yıldızların üçte biri vuruldu ki bunların üçte biri karartılsın, gündüzün de gecenin de üçte biri aydınlatılmasın. 13Göğün yükseklerinde uçan bir kartal gördüm. Yüksek sesle, “Üç meleğin çalmak üzere olduğu diğer borazanların seslerinden dolayı yeryüzünde oturanların vay, vay, vay haline!” dediğini işittim.

Bölüm 8: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 9

1Beşinci melek borazanını çaldı. Gökten yeryüzüne düşmüş olan bir yıldız gördüm. Derinlikler kuyusunun anahtarı ona verildi. 2Derinlikler kuyusunu açtı. Yanan büyük bir ocaktan çıkan dumana benzeyen bir duman kuyudan yükseldi. Güneş ve hava kuyunun dumanından karardı. 3Dumanın içinden yeryüzüne çekirgeler çıktı. Yeryüzündeki akreplerin sahip olduğu donanıma benzer bir donanım onlara verildi. 4Ne yeryüzünün otlarına ne herhangi bir yeşilliğe ne de hiçbir ağaca değil, ancak alınlarında Tanrı’nın mührü olmayan insanlara zarar vermeleri söylendi. 5Bu insanları öldürmeden onlara beş ay azap çektirmeleri için, çekirgelere talimat verildi. Çekirgelerin verdiği azap bir akrebin insanı ısırdığında verdiği azap gibiydi. 6O günlerde insanlar ölümü arayıp asla bulamayacaklar. Ölmeyi arzu edecekler ancak ölüm onlardan kaçacak. 7Çekirgeler, savaşa hazırlanmış atlara benziyordu. Başları üzerinde altın taçlara benzer başlıklar vardı. Yüzleri ise insan yüzüne benziyordu. 8Kadınların saçları gibi saçları vardı ve dişleri, aslanların dişleri gibiydi. 9Çekirgelerin demir zırh gibi göğüslükleri vardı. Kanatlarının sesi, savaşa koşan çok sayıda at arabasının sesi gibiydi. 10Çekirgelerin akreplerinki gibi olan kuyrukları ve iğneleri vardı. Çekirgeler beş ay insanlara zarar vermek için kuyruklarında donanımlıdırlar. 11Üzerlerinde bir kralları vardır: İbranice’de “Abbadon,” Grekçe’de “Apollyon” isimli, dünyanın derinliklerinin bir meleğidir. 12İlk “vay” geçti. İşte, bu şeylerden sonra iki “vay” daha geliyor. 13-14Altıncı melek borazanını çaldı. Tanrı’nın önünde bulunan altın sunağın dört boynuzundan tek bir ses işittim. Bu ses, borazana sahip olan altıncı meleğe, “Büyük Fırat Irmağı mevkiinde bağlanmış olan dört meleği salıver.” dedi. 15Belli bir saat, gün, ay ve yıl için hazırlanmış olan dört melek, insanların üçte birini öldürmek üzere salıverildiler. 16Atlı askerlerin sayısı onbinlerce onbinlerdi. Onların sayısını duydum. 17Görümde atları şöyle gördüm: üzerlerine oturanların ateşli, sümbül renginde, kükürtlü göğüslükleri vardı. Atların başları aslanların başları gibiydi. Ağızlarından ateş, duman ve kükürt çıkıyordu. 18İnsanların üçte biri bu üç beladan öldürüldü – atların ağızlarından çıkan ateş, duman ve kükürtten. 19Çünkü atların donanımı, ağızlarında ve kuyruklarındadır. Kuyrukları yılanlara benzer; başları vardır ve bunlarla zarar verirler. 20Bu belalardan öldürülmemiş olan diğer insanlar ellerinin işlerinden tövbe etmediler. Cinlere ve göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen altın, gümüş, tunç, taş ve ağaç putlara tapınmayı bırakmadılar. 21Ayrıca ne cinayetlerinden ne iksirlerinden ne cinsel ahlaksızlıklarından ne de hırsızlıklarından tövbe etmediler.

Bölüm 9: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 10

1Gökten inen güçlü bir melek gördüm. Bir bulutla giyinmişti ve Gökkuşağı başının üzerindeydi. Yüzü güneş gibi ve ayakları ateşten sütunlar gibiydi. 2Elinde açık bir kitap vardı. Sağ ayağını deniz üzerine, sol ayağını ise kara üzerine koydu. 3Bir aslanın kükrediği gibi yüksek sesle bağırdı. O bağırdığında yedi gök gürlemesi kendi sesleriyle konuştular. 4Yedi gök gürlemesi konuştuğu zaman yazmak üzereydim. Gökten, “Yedi gök gürlemesinin söylediklerini mühürle, onları yazma!” diyen bir ses işittim. 5Deniz üzerinde ve kara üzerinde durmakta olduğunu gördüğüm melek sağ elini göğe kaldırıp 6artık erteleme olmayacağına dair göğü ve gökteki her şeyi, yeri ve yerdeki her şeyi, denizi ve denizdeki her şeyi yaratmış Olan, sonsuzca Yaşayan üzerine ant içti. 7Bir erteleme olmasının aksine yedinci meleğin sesinin günlerinde, yani yedinci melek borazanını çalmak üzereyken Tanrı’nın sırrı O’nun kulları olan peygamberlere müjdelediği gibi tamamlanacaktır. 8Gökten işittiğim ses benimle tekrar konuşup “Git, deniz üzerinde ve kara üzerinde duran meleğin elinde açık olan kitapçığı al.” dedi. 9Meleğin yanına gidip kitapçığı bana vermesini söyledim. O da bana, “Al ve onu yiyip bitir. Karnını acılaştıracak fakat ağzında bal gibi tatlı olacak.” dedi. 10Meleğin elinden kitabı aldım ve onu yiyip bitirdim. Ağzımda bal gibi tatlıydı ve onu yediğim zaman karnım acılaştı. 11Bana, “Halklarla ilgili ve çok sayıda ulus, dil ve kralla ilgili olarak tekrar peygamberlik etmen gerekiyor.” dediler.

Bölüm 10: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 11

1Bana değneğe benzer bir kamış verildi. “Kalk, Tanrı’nın tapınağını, sunağı ve onda tapınanları ölç. 2Tapınağın dışındaki avluyu bırak, onu ölçme. Çünkü o uluslara verildi. Kutsal kenti kırk iki ay ayak altında çiğneyecekler. 3İki tanığımı çuval beziyle giyinmiş olarak bin iki yüz altmış gün peygamberlik etmek üzere donatacağım.” dedi. 4Bunlar, dünyanın Rab’bi önünde duran iki zeytin ağacı ve iki kandilliktir. 5Biri onlara zarar vermek isterse, ağızlarından ateş çıkıp düşmanlarını yiyip bitirir. Biri onlara zarar vermek isterse, bu şekilde öldürülmesi gerekir. 6Bu iki tanık, peygamberliklerinin günlerinde yağmur yağmasın diye göğü kapatma yetkisine, suların üzerinde ise onları kana dönüştürme yetkisine ve dünyayı her çeşit belayla istedikleri sıklıkla vurma yetkisine sahiptirler. 7Tanıklıklarını tamamladıkları zaman, dünyanın derinliklerinden yükselen canavar onlarla savaşacak, onları yenecek ve onları öldürecek. 8Onların cesetleri Rab’lerinin çarmıha gerildiği, ruhsal olarak “Sodom” ve “Mısır” olarak adlandırılan büyük kentin caddesinde kalacak. 9Halklar, kavimler, diller ve uluslardan olan insanlar onların cesetlerine üç buçuk gün bakıp cesetlerinin mezara konulmasına izin vermeyecekler. 10Yeryüzünde oturanlar bu peygamberlerin ölümü üzerine coşup kutlama yapacaklar ve birbirlerine hediyeler verecekler. Çünkü bu iki peygamber yeryüzünde oturanlara azap çektirdiler. 11Bu üç buçuk günden sonra Tanrı’dan gelen yaşam ruhu içlerine geldi. Ayaklarının üzerine kalktılar ve onları görenlerin üzerine büyük bir korku düştü. 12Gökten onlara, “Buraya çıkın!” diye seslenen yüksek bir ses işittim. Bir bulut içinde göğe yükseldiler ve düşmanları onları seyrettiler. 13O gün büyük bir deprem oldu. Kentin onda biri yıkıldı ve insanların yedi bini depremde öldürüldü. Kalanlar ise korktu ve göğün Tanrısı’na yücelik verdiler. 14İkinci “vay” geçti. Üçüncü “vay,” işte ansızın geliyor. 15Yedinci melek borazanını çaldı ve gökte, “Dünyanın krallığı Rabbimiz’in ve Mesihi’nin oldu. Kendisi sonsuzca hüküm sürecek!” diyen yüksek sesler duyuldu. 16-18Tanrı’nın tahtının önünde tahtlarında oturan yirmi dört ihtiyar yüzüstü yere kapanıp, “Var olan ve var olmuş olan, tüm kudrete sahip olan Rab Tanrı, Sana şükrediyoruz. Çünkü büyük kuvvetini alıp hüküm sürdün. Uluslar öfkelendiler ve Senin öfken geldi. Ölülerin yargılanma zamanı; peygamber olan kullarını, kutsalları ve küçük olsun büyük olsun Senin isminden korkanları ödüllendirme ve dünyayı tahrip edenleri tahrip etme zamanı geldi.” diye Tanrı’ya tapındılar. 19Gökte Tanrı’nın tapınağı açıldı ve Rab’bin antlaşma sandığı tapınağında görüldü. Şimşekler çaktı, sesler, gök gürlemeleri duyuldu ve şiddetli bir dolu yağışı meydana geldi.

Bölüm 11: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 12

1Gökte büyük bir işaret görüldü: bu, güneşle giyinmiş bir kadındı. Ay, onun ayakları altındaydı ve başında on iki yıldızlı bir taç vardı. 2Kadın gebeydi ve sancılanıp doğurmak için azap çekerek bağırdı. 3Gökte başka bir işaret de görüldü: bu, büyük ateşli bir ejderhaydı. Yedi başı ve on boynuzu vardı. Başlarında yedi taç vardı. 4Kuyruğu göğün yıldızlarının üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Ejderha, doğum yaptığı zaman çocuğunu yiyip yutsun diye doğurmak üzere olan kadının önünde duruyordu. 5Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla gütmek üzere olan bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk alınıp Tanrı’ya ve O’nun tahtına götürüldü. 6Kadın çöle kaçtı. Bin iki yüz altmış gün orada onu beslesinler diye çölde Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı. 7Mikail ve meleklerinin ejderhayla savaşmaları için gökte savaş oldu. Ejderha kendi melekleriyle birlikte savaştı. 8Ejderhanın gücü yetmedi ve o andan itibaren gökte onun yeri kalmadı. 9Tüm yeryüzünü aldatan, İblis ve Şeytan olarak adlandırılan eski yılan, büyük ejderha yeryüzüne atıldı. Onun melekleri de kendisiyle yeryüzüne atıldılar. 10Gökte konuşan büyük bir ses işittim: “Tanrımız’ın kurtarışı, kuvveti, krallığı ve O’nun Mesihi’nin hakimiyeti gerçekleşti. Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı gökten atıldı. Tanrımız’ın önünde gündüz ve gece onları suçluyordu. 11Onlar Kuzu’nun kanı sayesinde ve tanıklıklarının sözü sayesinde suçlayıcıyı yendiler. Ölüm pahasına canlarını sevmediler. 12Bunun için çok sevinçli olun, ey gökler ve oralarda oturanlar! Vay ki yere ve denize! Çünkü İblis, az zamanı olduğunu bilerek büyük kızgınlıkla size indi.” 13Ejderha yeryüzüne atıldığını gördüğü zaman, erkek çocuğu doğuran kadına zulmetti. 14Vakit, vakitler ve yarım vakit süresi kadar yılanın çehresinden uzak kalıp kendi yerinde beslenmesi için kadına, çöle uçmak üzere Büyük Kartalın iki kanadı verildi. 15Yılan, bir sel gibi onu alıp götürsün diye kadının ardınca ağzından bir nehir gibi su akıttı. 16Yer kadına yardım etti. Ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı nehri yuttu. 17Ejderha kadına öfkelenip onun soyunun kalanlarıyla, Tanrı’nın buyruklarına uyan ve İsa’nın tanıklığını beyan edenlerle savaşmaya çıktı.

Bölüm 12: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 13

1Denizin kumu üzerinde durdum. Denizden yükselen bir canavar gördüm. Canavarın on boynuzu, yedi başı, boynuzlarının üzerinde on tacı ve başlarının üzerinde Tanrı’ya karşı küfürler içeren adları vardı. 2Gördüğüm canavar bir parsa benziyordu. Ayakları bir ayınınki gibi ve ağzı bir aslanınki gibiydi. Ejderha ona kuvvetini, tahtını ve büyük bir yetki verdi. 3Canavarın başlarından biri sanki kılıçtan geçirilerek öldürüldü. Canavarın ölümcül yarası iyileştirildi. Bütün dünya canavara hayran kaldı. 4Canavara yetkiyi vermiş olan ejderhaya tapındılar. “Kim Canavar’a benzerdir? Kim onunla savaşacak kuvvettedir?” diyerek canavara da tapındılar. 5Büyük sözler söyleyen ve küfürler eden bir ağız ona verildi. Kırk iki ay kadar savaşma yetkisi de ona verildi. 6Canavar, Tanrı’ya karşı küfür etmek için ağzını açtı. Tanrı’nın ismine ve meskenine, yani gökte oturanlara küfretti. 7Kutsallarla savaşıp onları yenmesi için canavara izin verildi. Ona her kavim, halk, dil ve ulus üzerinde yetki verildi. 8Dünya kurulduğundan beri katledilmiş olan Kuzu’nun Yaşam Kitabı’nda ismi yazılmamış olan, yeryüzünde oturanların hepsi canavara tapınacaklar.a 9Kulağı olan varsa, işitsin. 10Esirleri olan varsa, [esir olarak] gider. Kılıçla [öldüren] olursa, onun öldürülmesi gereklidir. Kutsalların sabrı ve imanı bundadır.

11Yerden yükselen başka bir canavar da gördüm. Bir kuzunun boynuzlarına benzer iki boynuzu olduğu halde bir ejderha konuşuyormuşçasına konuşuyordu. 12Birinci canavarın tüm yetkisini onun gözetiminde kullanıyordu. Dünyayı ve dünyada oturanları, ölümcül yarası iyileştirilmiş olan birinci canavara taptırıyordu. 13Büyük belirtiler gerçekleştirip ateşi insanların gözleri önünde gökten yere indiriyordu. 14Birinci canavarın gözü önünde belirtiler gerçekleştirmek için donatıldı. Belirtiler yüzünden bu canavar, yeryüzünde oturmakta olan Benimkileri aldatıyordu. Yeryüzünde oturanların, kılıçtan darbe almış ve sağ olan canavarın onuruna heykel yapmalarını söyledi. 15Canavarın heykeline soluk vermesi için de ona yetki verildi. Öyle ki canavarın heykeli konuşsun ve kimler canavarın heykeline tapmazsa onları öldürtsün. 16Küçük büyük, zengin fakir ve özgür köle herkesin sağ eline veya alnına damga vurduruyordu. 17Ayrıca bu damgaya sahip olmayan, yani canavarın ismine veya canavarın isminin sayısına sahip olanlar hariç, hiç kimseye alım-satım yaptırmıyordu. 18Burada bilgelik lazımdır: idraklı olan, canavarın sayısını hesaplasın. Çünkü sayısı, bir insanın sayısıdır. Onun sayısı 666’dır.

a “Katledilmiş olan Kuzu’nun Yaşam Kitabı’nda dünya kurulduğundan beri ismi yazılmamış olan, yeryüzünde oturanların hepsi canavara tapınacaklar.” şekilde de çevrilebilir.

Bölüm 13: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 14

1Gördüm ki Kuzu Siyon Dağı üzerinde duruyordu. O’nunla beraber, Kendisinin ismi ve Babası’nın ismi alınlarına yazılmış olan 144 bin kişi vardı. 2Gökten, çağlayan suların sesine ve büyük bir gök gürlemesinin sesine benzeyen bir ses işittim. Duyduğum ses, lirlerini çalan lir sanatçılarının sesi gibiydi. 3Gökten seslenenler tahtın önünde ve dört canlı varlıkla ihtiyarların önünde yeni bir ilahi söylüyorlardı. Dünyadan satın alınmış olan bu 144 bin kişi hariç, hiç kimse ilahiyi öğrenemedi. 4Bunlar, kadınlarla kirlenmemiş olanlardır. Çünkü bakirlerdir. Bunlar, Kuzu’yu nereye giderse izleyenlerdir. İsa tarafından Tanrı’ya ve Kuzu’ya ilk meyveler olarak insanlardan satın alındılar. 5Ağızlarında hiç yalan bulunmadı. Çünkü lekesizdirler. 6Göğün yükseklerinde uçan bir melek gördüm. Melek, yeryüzünde oturanlara ilan etmek üzere, her ulus, kavim, dil ve halkla ilgili olan ebedî müjdeyi getirdi. 7Yüksek sesle, “Rab’den korkun ve O’na yücelik verin! Çünkü O’nun yargılama saati geldi. Göğü, karayı, denizi ve suların pınarlarını yaratmış Olan’a tapının.” diyordu. 8İkinci başka bir melek ardından geldi. “Büyük Babil düştü. Fuhuşunun hiddet şarabından tüm uluslara içirdi.” diye söyledi. 9Üçüncü başka bir melek onların ardından gelip yüksek sesle, “Eğer bir kişi Canavar’a ve heykeline tapıp alnına veya eline damga alırsa, 10bu kişi de Tanrı’nın gazap kadehinde saf olarak bulunan O’nun hiddet şarabından içecek. Kutsal meleklerin önünde ve Kuzu’nun önünde ateş ve kükürtte azap çektirilecektir.” dedi. 11“Onların çektiği azabın dumanı sonsuza dek yükselecektir. Canavara ve heykeline tapanlar ve isminin damgasını alanlar gündüz gece rahata sahip olmayacaklar.” 12Kutsalların sabrı bundadır. Kutsallar, Tanrı’nın buyruklarını ve İsa’nın adına olan imanı tutanlardır. 13Gökten, “Yaz: şimdiden Rab’de vefat eden ölülere ne mutlu!” diye konuşan bir ses işittim. Ruh, “Evet, onlar emeklerinden rahata kavuşurlar. Onların yaptıkları işlerse onlara eşlik eder.” dedi. 14Ve beyaz bir bulut gördüm. Bulutun üzerinde İnsanoğlu’na benzer biri oturuyordu. Başı üzerinde altın bir taç ve elinde keskin bir orak vardı. 15Başka bir melek tapınaktan çıktı. Melek, bulutun üzerinde Oturan’a yüksek sesle, “Orağını uzatıp biç! Çünkü biçme saati geldi; dünyanın hasadı olgunlaştı.” diyordu. 16Bulutun üzerinde Oturan, orağını dünya üzerine uzattı ve dünyanın ekini biçildi. 17Başka bir melek de gökteki tapınaktan çıktı. Onun da keskin bir orağı vardı. 18Ateş üzerinde yetkisi olan başka bir melek sunağın olduğu yerden çıktı. Keskin orağı taşıyan meleğe bağırarak seslendi: “Keskin orağını uzatıp dünyanın asmasının üzüm salkımlarını kopar! Çünkü dünyanın salkımı olgunlaştı.” 19Melek orağını dünyaya uzatıp dünyanın asmasının ürününü kopardı. Tanrı’nın hiddetinin büyük şarap cenderesine onu attı. 20Kent dışında şarap cenderesi sıkıldı. Kan, bin altı yüz stat birimia uzaklığına ve atların gemleri seviyesine kadar cendereden aktı.

a1 “stat birimi” = 192 metre

Bölüm 14: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 15

1Gökte büyük ve hayranlık uyandıran başka bir işareti, son yedi belayı taşıyan yedi melek gördüm. Çünkü bu belalarla Tanrı’nın öfkesi tamamlanacaktı. 2Ayrıca ateşle karışık cam gibi bir deniz gördüm. Canavar’a, heykeline ve ismine ait sayıya karşı zafer kazanmış olanları da gördüm. Cam gibi olan deniz üzerinde duruyor, Tanrı’nın lirlerini taşıyorlardı. 3Tanrı’nın kulu Musa’nın ve Kuzu’nun ilahisini söylüyorlardı: “Tüm kudrete sahip olan Rab Tanrı, senin işlerin büyük, hayranlık uyandıran işlerdir! Ey ulusların Kralı, senin yolların adil ve doğrudur! 4Rab, Sen’den kim korkmayacak ve ismini yüceltmeyecek? Çünkü yalnız Sen kutsalsın. Çünkü bütün insanlar gelip senin önünde tapınacaklar. Çünkü Senin adil işlerin gösterilmiştir.” 5Bunlardan sonra gökteki tanıklık çadırının tapınağının açıldığını gördüm. 6Yedi belayı taşıyan yedi melek tapınaktan çıktı. Temiz, parlak ketenle giyinmişlerdi ve göğüsleri altın kuşaklarla sarılmıştı. 7Dört canlı varlıktan biri yedi meleğe, sonsuzca yaşayan Tanrı’nın öfkesiyle dolu yedi altın tas verdi. 8Tapınak, Tanrı’nın yüceliğinden ve O’nun kuvvetinden çıkan dumanla dolduruldu. Yedi meleğin taşıdığı yedi bela gerçekleştirilene kadar hiç kimse tapınağa giremedi.

Bölüm 15: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 16

1Tapınaktan yedi meleğe, “Gidin, içinde Tanrı’nın öfkesi bulunan yedi tası dünyaya dökün!” diyen yüksek bir ses işittim. 2Birinci melek gidip tasını yeryüzüne döktü. Canavarın damgasına sahip olan insanların ve onun heykeline tapanların üzerlerinde kötü ve acıtan yaralar oluştu. 3İkinci melek tasını denize döktü ve deniz kan oldu. Kan, bir ölünün kanı gibiydi. Denizdeki her canlı öldü. 4Üçüncü melek tasını ırmaklara ve suların pınarlarına döktü; hepsi kan oldu. 5Sulardan sorumlu olan meleğin, “Ey Var Olan, Var Olmuş Olan ve Kutsal Olan, bu yargıları vermekte adilsin. 6Çünkü kutsalların ve peygamberlerin kanını döktüler. İçmeleri için onlara kan verdin. Buna layıklardır.” dediğini işittim. 7Sunağın olduğu yerden seslenenin, “Evet, tüm kudrete sahip olan Rab Tanrı, Senin yargıların hakikate göredir ve adildir.” dediğini de işittim. 8Dördüncü melek tasını güneşin üzerine döktü. Güneşe, insanları ateşle yakmak için [yetki] verildi. 9İnsanlar ağır derecede yandılar. Bu belalar üzerinde hâkim olan Tanrı’nın ismine küfrettiler. Tövbe edip Tanrı’ya yücelik vermeleri gerekirken, tövbe etmediler. 10Beşinci melek tasını canavarın tahtının üzerine döktü ve canavarın krallığı karardı. Hissedilen ıstıraptan ötürü insanlar dillerini ısırıyorlardı. 11Istırapları ve yaraları nedeniyle gökteki Tanrı’ya küfrettiler. Yaptıklarından tövbe etmediler. 12Altıncı melek tasını büyük Fırat Irmağı’nın üzerine döktü. Gündoğusundan gelen kralların yolu hazırlansın diye ırmağın suları kurudu. 13Ejderhanın ağzından, canavarın ağzından ve sahte peygamberin ağzından çıkmış, kurbağaya benzer üç murdar ruh gördüm. 14Çünkü bunlar, belirtiler gerçekleştiren cinlerin ruhlarıdır. Bütün yeryüzünün krallarını tüm kudrete sahip olan Tanrı’nın o büyük gününün savaşına toplamak amacıyla etkilemeye çıkıyorlar. 15“İşte hırsız gibi geliyorum. Tetikte olup giysilerini koruyana ne mutlu! Yoksa çıplak gezer, [insanlar] utancını görürler.” 16Cinlerin ruhları, kralları İbranice’de “Magedon” denilen yere topladılar. 17Yedinci melek tasını havaya döktü. Gökteki tapınaktan, tahttan “Olmuştur!” diyen yüksek bir ses yükseldi. 18Şimşekler çaktı, gök gürlemeleri, sesler duyuldu ve büyük bir deprem oldu. Deprem öyle büyüktü ki, insanlar yeryüzünde oldu olalı bu kadar büyük bir deprem olmamıştı. 19Büyük kent üçe bölündü ve ulusların kentleri yıkıldı. Büyük Babil, Tanrı’nın gazabının hiddet şarabının kadehi ona verilmek üzere, Tanrı’nın önünde anıldı. 20Korkmuş biri gibi her ada kaçtı ve dağlar yok oldu. 21Yaklaşık bir talanta ağırlığında büyük dolu parçaları insanların üzerine gökten yağdı. Dolu belası o kadar büyüktü ki insanlar bu beladan ötürü Tanrı’ya küfrettiler.”

abir talant: gümüşün veya altının yüksek bir ölçü birimidir.

Bölüm 16: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 17

1Yedi tası taşıyan yedi melekten biri gelip benimle şöyle konuştu: “Gel, birçok yerin suları üzerinde oturan büyük fahişenin yargısını sana göstereceğim. 2Dünyanın kralları onunla ahlaksızlık ettiler ve yeryüzünde yaşayanlar onun fuhuş şarabından sarhoş oldular.” 3Melek beni Ruh’ta çöle götürdü. Yedi başı ve on boynuzu olan, üzeri Tanrı’ya karşı küfürler içeren adlarla kaplanmış, kızıl renkli bir canavarın üzerinde oturan bir kadın gördüm. 4Kadın mor ve kızıl renkli giysilerle giyinmiş, altın, kıymetli taşlar ve incilerle süslenmişti. Kadının elinde iğrençliklerle ve dünyanın ahlaksızlığının pislikleriyle dolu altın bir kadeh vardı. 5Alnının üzerinde yazılı bir isim vardı: “SIR: BÜYÜK BABİL, FAHİŞELERİN VE DÜNYA’NIN İĞRENÇLİKLERİNİN ANASI.” 6Kadını kutsalların kanıyla, yani İsa’nın tanıklarının kanıyla sarhoş olmuş halde gördüm. Onu gördüğüm zaman çok hayret ettim. 7Melek bana, “Neden hayret ettin? Kadınla ilgili ve onu taşıyan yedi başlı, on boynuzlu canavarla ilgili olan sırrı ben sana söyleyeceğim.” dedi. 8“Gördüğün canavar vardı, şimdi yok ve dünyanın derinliklerinden çıkıp mahva gitmek üzeredir. Yeryüzünde yaşayan, isimleri dünya kurulduğundan beri Yaşam Kitabı’nda yazılmamış olanlar, canavarın var olmuş olduğunu, şimdi var olmadığını ve tekrar var olacağını gördükleri zaman hayret edecekler. 9Bilgeliğe sahip olan zihin şunu anlar: yedi baş, kadının oturduğu yedi dağdır. 10Ve yedi kraldır. Beşi düştü, biri mevcuttur, diğeri henüz gelmedi. O gelince kısa süre kalması gerekir. 11Var olmuş olan ancak şimdi var olmayan canavarın kendisi sekizincidir. Yedi baştan biridir ve mahva gidecektir. 12Gördüğün on boynuz, on kraldır. Krallığa henüz sahip olmadılar fakat canavarla birlikte bir saatlik süre için krallar olarak yetki alacaklar. 13Bunların niyeti tektir. Sahip oldukları kuvveti ve yetkiyi canavara verecekler. 14Bunlar Kuzu’ya karşı savaşacaklar ve Kuzu onları yenecektir. Çünkü O, rablerin Rabbi ve kralların Kralı’dır. O’nunla birlikte olanlar çağrılmış, seçilmiş ve sadıktır. 15Melek bana şöyle dedi: “Gördüğün, fahişenin üzerinde oturduğu sular halklar, toplumlar, uluslar ve dillerdir. 16Gördüğün on boynuz ve canavar ise fahişeden nefret edip onu viraneye çevirecekler. Fahişeyi çıplak bırakıp etini yiyecekler ve onu ateşle yakıp yok edecekler. 17Çünkü Tanrı yüreklerine, O’nun niyetine göre hareket ederek tek niyete sahip olup O’nun sözleri tamamlanana dek krallıklarını canavara verme isteğini koydu. 18Gördüğün kadın, yeryüzündeki kralların üzerine krallık süren büyük kenttir.”

Bölüm 17: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 18

1Bunlardan sonra gökten inen, büyük yetkiye sahip başka bir melek gördüm. Yeryüzü onun görkeminden aydınlandı. 2Güçlü bir sesle, “Büyük Babil düştü! Cinlerin konutu, her murdar ruhun zindanı, her murdar ve nefret edilen kuşun da zindanı oldu. 3Çünkü bütün uluslar onun fuhuşunun öfke şarabından içmişlerdir. Dünyanın kralları onunla ahlaksız ilişkilere girdiler ve dünyanın tüccarları onun şehvetinin kuvvetinden zengin oldular.” diye bağırdı. 4Gökten şöyle konuşan başka bir ses işittim: “Ey halkım, onun günahlarına katılmamak ve onun belalarına uğramamak için oradan çıkın!” 5Çünkü onun günahları birikip göğe kadar erişti. Tanrı Babil’i suçlarına ilişkin olarak anımsadı. 6Babil’in zarar verdiği gibi ona zarar verin. Kendi yaptıklarına göre ona iki kat karşılık verin. Onun doldurduğu kadehi ona iki katı doldurun. 7Ne kadar kendisini yücelttiyse ve şehvette yaşadıysa, ona o kadar azap ve keder verin. Çünkü kendi yüreğinde, ‘Kraliçe olarak oturmaktayım, dul değilim. Keder asla görmeyeceğim.’ diyor. 8Bunun için bir gün içinde onun belaları gelecek: ölüm, keder ve kıtlık. Ateşle yakılıp yok edilecek. Çünkü onu yargılamış olan Rab Tanrı güçlüdür. 9“Onunla ahlaksız ilişkilere girmiş ve şehvette yaşamış olan dünyanın kralları onu yakan ateşin dumanını gördükleri zaman Babil için ağlayıp dövünecekler. 10Onun çektiği azaptan hissettikleri korkudan ötürü uzak durarak, ‘Vay, vay, büyük Babil kenti, güçlü kent! Öyle ki bir saatte senin yargın geldi.’ diyecekler. 11“Dünyanın tüccarları Babil için ağlayacaklar ve kederlenecekler. Çünkü bundan sonra hiç kimse onların mallarını satın almaz. 12Altın, gümüş, kıymetli taş, inci, ince keten, mor renkli kumaş, ipek, kızıl renkli kumaş, her çeşit mazı ağacı, fildişinden yapılmış her çeşit kap ve en kıymetli ağaçlardan, tunçtan, demirden, mermerden yapılmış her çeşit kap bu mallar arasındaydı. 13Ayrıca, tarçın, buhur, mür, günnük, şarap, zeytinyağı, ince un, buğday, koyunlar ve yük hayvanları da onların malları arasındaydı. Atlar, arabalar, insanların bedenleri ve canları da vardı. 14Canının istediği meyve senden kaçtı. Lüks ve parlak olan her şey malından helâk oldu ve bunları asla bir daha bulamayacaksın. 15Babil’den zengin olmuş olan bu malların tüccarları, kentin azabı dolayısıyla hissedecekleri korkudan ötürü uzak duracaklar. Ağlayarak kederlenerek, 16‘Vay! vay! İnce keten, mor ve kızıl renkli giysilerle giyinmiş, altın, kıymetli taş ve incilerle süslenmiş olan büyük kent! 17Çünkü bir saatte bu kadar servet viraneye çevrildi!’ diyecekler. “Her kaptan, her deniz yolcusu, gemiciler ve denizde çalışan kim varsa, uzak durup 18kenti yakan ateşin dumanını görerek ‘Neresi büyük kente benzerdir?’ diye haykırıyorlardı. 19Başlarına toprak döküp ağlayarak ve kederlenerek şöyle feryat ediyorlardı: ‘Vay! Vay! Büyük kent! Denizde gemilere sahip olanların hepsi kentin sermayesinden zengin oldu! Vay ki bir saatte viraneye çevrildi!’ 20Bu yüzden çok sevinçli ol, ey gök, kutsallar, elçiler ve peygamberler! Çünkü Tanrı sizin davanızın hakkını hükmederek ondan aldı!” 21Güçlü bir melek büyük bir değirmen taşına benzeyen bir taşı kaldırıp denize attı. Melek şöyle konuştu: “Büyük Babil kenti de aynı şekilde şiddetle atılacak ve asla bir daha bulunmayacaktır. 22Lir çalanların, sanatçıların, flütçülerin ve borazan çalanların sesi sende asla bir daha duyulmayacaktır. Hiçbir zanaatın hiçbir ustası sende asla bir daha bulunmayacaktır. Bir değirmen taşının sesi sende asla bir daha işitilmeyecektir. 23Sende hiçbir kandil asla bir daha ışık vermeyecektir. Ne bir damat ne bir gelin sesi sende asla bir daha işitilmeyecektir. Senin tüccarların dünyanın ileri gelenleriydi. Çünkü bütün uluslar senin büyücülüğünle saptırıldı. 24Peygamberlerin, kutsalların ve yeryüzünün üzerinde katledilenlerin hepsinin kanı Babil’de bulundu.”

Bölüm 18: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 19

1Bunlardan sonra gökte büyük bir kalabalığın güçlü sedasını andıran bir ses işittim. “Haleluya! Kurtarış, kuvvet ve yücelik Tanrımız’a aittir! 2Çünkü O’nun yargıları hakikate göre ve adildir. Çünkü fuhuşuyla dünyayı tahrip eden büyük fahişeyi yargıladı ve fahişenin eliyle akıtılan hizmetkârlarının kanının öcünü aldı.” diyordu. 3İkinci kez, “Haleluya! Fahişenin [yargısının] dumanı sonsuzca tütecek!” dedi. 4Yirmi dört ihtiyar ve dört canlı varlık yere kapanıp, “Amin! Haleluya!” diyerek tahtın üzerinde oturan Tanrı’ya tapındılar. 5“Ey, O’nun bütün hizmetkarları ve O’ndan korkanlar, küçükler büyükler, Tanrımız’ı övün!” diyen bir ses tahttan yükseldi. 6Büyük bir kalabalığın, çağlayan suların ve güçlü gök gürlemelerinin seslerine benzeyen sesler işittim: “Haleluya! Çünkü tüm kudrete sahip olan Rab Tanrımız krallık sürmeye başladı! 7Sevinelim, coşalım ve yüceliği O’na verelim. Çünkü Kuzu’nun düğünü gelip çattı. Kuzu’nun eşi kendisini hazırladı.” diyorlardı. 8Parlak ve temiz ince ketenle giyinme hakkı ona verildi. Çünkü giyindiği ince keten, kutsalların doğrulukta yaptıkları işlerdir. 9Melek bana, “Yaz! Kuzu’nun düğün şölenine çağrılmış olanlara ne mutlu!” dedi. Ayrıca, “Bu sözler, Tanrı’nın sözleridir. Doğrudur.” dedi. 10Meleğe tapınmak için ayaklarının önünde yere kapandım. Bana, “Sakın yapma! Seninle ve İsa’nın tanıklığına sahip olan kardeşlerinle beraber ben bir hizmetkârım. Tanrı’ya tapın! Çünkü bu peygamberlik sözünün ruhu, İsa’nın tanıklığıdır.” dedi. 11Göğü açılmış olarak gördüm. Ve beyaz bir at gördüm. Atın üzerinde oturan Kişi “Sadık” ve “Gerçek” olarak adlandırılır; doğrulukta yargılar ve savaşır. 12Gözleri alev alev yanan ateştir ve başı üzerinde çok sayıda taç vardır. Yazılı isimleri ve Kendisi hariç kimsenin bilmediği yazılı başka bir ismi vardır. 13Kana batırılmış bir giysiyle bürünmüştü. Tanrı’nın Sözü ismiyle anılmıştır. 14Temiz, beyaz, ince ketenle giydirilmiş gökteki ordular, beyaz atlar üzerinde O’nu izliyorlardı. 15Ulusları vurması için ağzından iki ağızlı keskin bir kılıç çıkıyordu. Kendisi onları demir çomakla güdecektir. Her şeye kadir olan Tanrı’nın gazabının öfkesinin şarap cenderesini Kendisi ayakla çiğner. 16Giysisi ve kalçasıa üzerinde yazılı bir ismi vardı: “KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ.” 17-18Güneşte duran bir melek gördüm. Göğün yükseklerinde uçan bütün kuşlara yüksek sesle, “Kralların cesetlerini, binbaşıların cesetlerini, güçlülerin cesetlerini, atlarınkiyle onların üzerinde oturanların cesetlerini ve özgür köle, küçük büyük bütün insanların cesetlerini yemeye gelin! Tanrı’nın büyük ziyafetinde toplanın!” diye bağırdı. 19Atın üzerinde Oturan’la ve O’nun ordusuyla savaşmak üzere toplanmış olan canavarı, dünyanın krallarını ve onların ordularını gördüm. 20Canavar ve beraberinde olan sahte peygamber ele geçirildi. Sahte peygamber, canavarın gözü önünde gerçekleştirdiği belirtilerle canavarın damgasını almış olanları ve onun heykeline tapanları aldatmıştı. Canavar ve sahte peygamber canlı olarak kükürtle yanan ateş gölüne atıldılar. 21Diğerleri, atın üzerinde Oturan’ın ağzından çıkan kılıçla öldürüldüler. Bütün kuşlar onların cesetlerinin etlerinden doydular.

a “kalça” veya “bel,” savaşçının taşıdığı kılıcın yeriydi (bkz. Hakimler 3:16,21; Mezmur 45:3; Ezgiler Ezgisi 3:8)

Bölüm 19: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 20

1Gökten inen bir melek gördüm. Elinde dünyanın derinliklerinin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. 2Ejderhayı, yani tüm yeryüzünü aldatan İblis ve Şeytan olan eski yılanı tutup bin yıllığına bağladı. 3Bin yıllık süre tamamlanıncaya dek ulusları bir daha aldatmasın diye onu derinliklere attı ve derinlikleri onun üzerine kapatıp mühürledi. Bin yılın sonrasında kısa bir süre salıverilmesi gerekiyor. 4Ve tahtlar gördüm; üzerlerine oturdular. Oturanlara yargılama yetkisi verildi.a İsa’nın tanıklığı uğruna ve Tanrı’nın sözü uğruna başları kesilmiş olanların canlarını da gördüm. Ne canavara ne de heykeline tapınmamışlardı. Alınlarının üzerine ve ellerinin üzerine damgayı almamışlardı. Dirilip bin yıllık sürede Mesih’le beraber krallık sürdüler. 5Diğer ölüler bin yıllık süre tamamlanıncaya dek dirilmediler. Bu, birinci diriliştir. 6Birinci dirilişe paydaş olan kutsaldır, ne mutlu ona! Bu dirilişte dirilenlerin üzerinde ikinci ölümün yetkisi yok. Fakat Tanrı’nın ve Mesih’in kahinleri olacaklar. O’nunla birlikte bin yıl krallık sürecekler. 7Bin yıllık süreden sonra Şeytan zindanından salıverilecek. 8Dünyanın dört bir köşesinde bulunan ulusları, Gog’u ve Magog’u aldatmaya, onları savaşa toplamaya çıkacak. Onların sayısı denizin kum tanelerinin sayısı gibidir. 9Yeryüzünün enginliğine çıkıp kutsalların ordugâhını ve sevilen kenti kuşattılar. Gökten yeryüzüne, Tanrı’dan gelen bir ateş indi ve onları yiyip yuttu. 10Onları aldatan İblis, canavarla sahte peygamberin içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Gündüz ve gece sonsuzca onlara azap çektirilecek. 11Ayrıca büyük beyaz bir taht ve tahtın üzerinde Oturan’ı gördüm. O’nun çehresinden dünya ve gök kaçıp gitti. Yerlerinden silindiler. 12Ölüleri, hem büyük hem küçük olanları gördüm. Tahtın önünde duruyorlardı. Kitaplar açıldı. Ve başka bir kitap daha açıldı. Bu kitap, Yaşam Kitabı’dır. Ölüler, kitaplarda yazılmış olanlardan, yaptıklarına göre yargılandılar. 13Deniz, kendisinde bulunan ölüleri teslim etti. Ölüm ve Ölüler Diyarı da kendilerinde bulunan ölüleri teslim ettiler. Her bir ölü yaptıklarına göre yargılandı. 14Ölüm ve Ölüler Diyarı ateş gölüne atıldılar. Bu, yani ateş gölü, ikinci ölümdür. 15Yaşam Kitabı’nda kim yazılı olarak bulunmadıysa ateş gölüne atıldı.

a“Oturanlar lehine karar verildi.” şekilde de çevrilebilir.

Bölüm 20: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 21

1Sonra yeni bir gökle yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü birinci gök ve birinci yeryüzü ortadan kalkmıştı. Artık deniz de yoktu. 2Damadı için süslenmiş bir gelin gibi hazırlanmış kutsal kentin, Yeni Yeruşalim’in, Tanrı’dan, gökten indiğini gördüm. 3Gökten yüksek bir sesin şöyle dediğini işittim: “İşte, Tanrı’nın meskeni insanlarla beraberdir, oraya onlarla beraber yerleşecek, onlar O’nun halkı olacaklar ve Tanrı’nın Kendisi onlarla beraber olacak. 4Gözlerinden her gözyaşını silecek. Ölüm olmayacak artık. Ne yas ne feryat ne de ıstırap olacak artık. Çünkü önceden var olanlar ortadan kalktı.” 5Tahtın üzerinde Oturan şöyle dedi: “İşte her şeyi yeni kılıyorum.” Sonra [gökten gelen ses], “Yaz, çünkü bu sözler Tanrı’nın güvenilir ve hakikî sözleridir.” dedi. 6[Tahtın üzerinde Oturan], “Alfa ve Omega, Başlangıç ve Son Ben’im” dedi. “Susayana Yaşam Suyu’nun pınarından Ben karşılıksız vereceğim. 7Galip gelene bunları vereceğim. Ben onun Tanrısı olacağım, o da benim oğlum olacak. 8Korkaklara, iman etmeyenlere, günahkârlara, alçaklara, katillere, cinsel ahlaksızlık yapanlara, büyücülere, putperestlere ve bütün yalancılara ikinci ölüm olan ateş ve kükürtle yanan gölde paylarını vereceğim.” 9Son yedi belayla dolu yedi tası taşıyan yedi melekten biri gelip benimle şöyle konuştu: “Gel, Kuzu’nun gelini olan kadını sana göstereceğim.” 10Beni Ruh’ta büyük ve yüksek bir dağın üstüne götürüp kutsal Yeruşalim kentini bana gösterdi. Kent gökten, Tanrı’dan iniyordu. 11Kentte Tanrı’nın görkemi vardı. Parıltısı billur gibi parlayan bir yeşim taşına, en kıymetli taşlardan birine benziyordu. 12Kentin hem büyük hem de yüksek surları, on iki kapısı ve kapılarda bulunan on iki meleği vardı. Kapıların üzerinde isimler, İsrail’in on iki oymağının isimleri yazılıydı. 13Doğuda üç kapı, kuzeyde üç kapı, güneyde üç kapı ve batıda üç kapı vardı. 14Kentin surlarının on iki temeli vardı. Temellerin üzerinde Kuzu’nun on iki elçisinin isimleri vardı. 15Benimle konuşan meleğin ölçü çubuğu olarak kullanacağı altın bir kamışı vardı. Kenti, kentin kapılarını ve kentin surlarını ölçmek üzere bu kamışı taşıyordu. 16Kent kare şeklindeydi. Uzunluğu enine eşitti. Melek kenti on iki bin on ikia stad birimib olarak kamışla ölçtü. Uzunluğu, eni ve yüksekliği birbirine eşitti. 17Bir insanın, yani meleğin dirsekle el arası ölçüsüne göre kentin surunun ölçümü 144 birimdi. 18Surlar yeşim taşından yapılmaydı. Kent ise saydam cama benzeyen saf altındandı. 19Kentin surlarının temelleri çeşit çeşit kıymetli taşlarla süslenmişti. Birinci temel yeşim taşı, ikincisi safir, üçüncüsü kalsedon, dördüncüsü zümrüt, 20beşincisi kırmızı akik, altıncısı akik, yedincisi zebercet, sekizincisi beril, dokuzuncusu topaz, onuncusu krizopraz, on birincisi zirkon ve on ikincisi ametistti. 21On iki kapı, on iki inciydi. Kapıların her biri tek bir inciden yapılmaydı. Kentin caddesi berrak cam gibi saf altındandı. 22Kentte bir tapınak görmedim. Çünkü tüm kudrete sahip olan Rab Tanrı ve Kuzu kentin tapınağıdır. 23Kentin güneş ya da ay ışığına ihtiyacı yoktu. Çünkü Tanrı’nın görkeminin ta kendisi onu aydınlatıyordu. Kentin kandili Kuzuydu. 24Uluslar kentin ışığı aracılığıyla hareket edecekler, dünyanın kralları kentin ışığıyla uluslardan kente görkem ve onur getirecekler. 25-26Kentin kapıları, krallar girip ulusların görkemini ve onurunu getirsinler diye gündüz hiç kapatılmayacak. Orada zaten gece olmayacak. 27Murdar olan hiçbir şey, iğrençlik yapan veya yalancı hiç kimse asla kente girmeyecektir. Yalnızca Kuzu’nun Yaşam Kitabı’nda yazılmış olanlar kente girecektir.

aBazı Grekçe elyazmalarında sadece “on iki bin” yazılır
b1 “stad birimi” = 192 metre

Bölüm 21: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

VAHİY 22

1Melek bana billur taşı gibi parlak, Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtından çıkan Yaşam Suyu ırmağını gösterdi. 2Kentin caddesinin ve ırmağın oldukları mevkinin her iki tarafında Yaşam Ağacı vardı. Ağaç her ayın meyve türüne göre on iki çeşit meyve veriyordu. Ağacın yaprakları uluslara şifa vermek içindi. 3Artık hiç lanet olmayacak. Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtı kentin içinde olacak ve O’nun hizmetkârları O’na hizmet edecekler. 4O’nun yüzünü görecekler ve O’nun ismi alınlarının üzerinde olacak. 5Gece olmayacak, bir kandile veya güneş ışığına ihtiyaç kalmayacak. Çünkü Rab Tanrı hizmetkârlarına ışık verecek. Sonsuzca krallık sürecekler. 6Melek bana, “Bu sözler güvenilir ve hakikîdir. Peygamberlerin ruhlarının Tanrısı olan Rab, ansızın gerçekleşmeleri gerekenleri hizmetkârlarına göstermek için meleğini gönderdi.” dedi. 7“İşte, ansızın geliyorum! Bu kitabın peygamberlik sözlerine uyana ne mutlu!” 8Bunları duyan ve gören kişi, ben Yuhanna’yım. Duyduğum ve gördüğüm zaman, bunları bana gösteren meleğin ayakları önünde tapınmak için yere kapandım. 9Melek bana, “Sakın yapma! Seninle, kardeşlerin olan peygamberlerle ve bu kitabın sözlerine uyanlarla beraber ben de bir hizmetkârım. Tanrı’ya tapın!” dedi. 10Ayrıca bana, “Bu kitabın peygamberlik sözlerini mühürleme. Çünkü vakit yakındır. 11Kötülük yapan, hâlâ kötülük yapsın. Kirli olan hâlâ kirletilsin. Doğru olan hâlâ doğruyu yapsın. Kutsal olan hâlâ kutsal kılınsın.” dedi. 12“İşte, ansızın geliyorum. Ödüllerim, her kişiye kendi yaptıklarına göre karşılık vermek için yanımda olacak. 13Alfa ve Omega, İlk ve Son, Başlangıç ve Bitiş, Ben’im.” 14O’nun buyruklarına uyanlara ne mutlu! Bunlar Yaşam Ağacı’na gelme hakkına sahip olacaklar ve kapılarından kente girecekler. 15Dışarıda köpekler, büyücüler, cinsel ahlaksızlık yapanlar, katiller, putperestler, yalanı seven ve yalan söyleyen herkes olacak. 16“Ben İsa, kiliselere bunlara tanıklık etmek için meleğimi gönderdim. Davut’un Kökü ve Soyu, parlak Sabah Yıldızı Ben’im.” 17Ruh ve gelin “Gel!” diyorlar. İşiten “Gel!” desin. Susayan gelsin. İsteyen, Yaşam Suyu’nu karşılıksız alsın. 18“Ben, bu kitabın peygamberlik sözlerini işiten herkese tanıklık veriyorum: biri bunlara bir şey katarsa, Tanrı bu kitapta yazılmış olan belaları bu kişiye katsın. 19Biri bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı bu kişinin bu kitapta yazılanlardaki payını Yaşam Ağacı’ndan ve Kutsal Kent’ten çıkarsın.” 20Bunlara tanıklık eden, “Evet, ansızın geliyorum.” diyor. Amin! Evet, gel, Rab İsa! 21Rab İsa Mesih’in lütfu bütün kutsallarla olsun! Amin!

Bölüm 22: Yazılı ve sesli anlatım

Sayfa Başına Dön

ANASAYFA